
“Tabi ki kapıyı açık bırakmıştı, çünkü birinin kendini dolaba kapatmasının ne kadar aptalca olduğunu biliyordu.”
C.S.Lewis – Narnia Günlükleri: Aslan Cadı ve Dolap
C.S. Lewis’in Narnia Günlükleri serisinin Aslan, Cadı ve Dolap adlı kitabında bu cümleyi sıklıkla duyarız. Peki Lewis neden bu cümleyle okuyucuları ikaz etme gereği hissetmektedir?
Angelica Kaner ve Ernst Prelinger yazdıkları The Craft of Psychodynamic Psychotherapy (2005) adlı kitapta bu hususu terapötik çerçeve üzerinden şu şekilde açıklar:
Lewis’in kitabı hatırlayacağınız üzere yaşlı bir profesörün Londra’daki hava saldırılarından uzaktaki evine gönderilen dört çocuğun hikayesini konu alır. Çocuklar boş bir odada buldukları sihirli bir gardropla Narnia’nın fantastik dünyasına girerler. Dolapta sıra sıra dizilmiş yumuşak, kürk mantoları geçerek dalları ve ayaklarının altındaki karı hissederler. Lewis bu noktada bir ayağını gerçeklikte tutmanın öneminin kesinlikle farkındadır ve bir çocuk ne zaman Narnia’ya doğru dolaba bir adım atsa dolabın kapısının açık bırakılmasının önemini okuyucuya hatırlatır.
Lewis açık kapı ve kürk manto imgelerine ek olarak bir lamba direği imgesini de kurgusuna eklemler. Bu imge gardroptan bakıldığında ötedeki Narnia dünyasına işaret eden bir fener görevi görür. Narnia dünyasından bakıldığında ise lamba direği gardrobun yakınlığını işaret eder, boş odadan gelen ışık açık kapıdan parlar ve gerçek dünyaya dönüş yolunu gösteren bir fener işlevi görür. Bizim için lamba direği, iki deneyim aleminin ışıklı bir hatırlatıcısını temsil eder. Her zaman kış olan ve asla Noel’i olmayan bir tür karanlıkta sıkışıp kalmaktan kaçınmak istiyorsak bu iki aleme de erişim esnekliği gereklidir.
Psikoterapi sürecinde de hastanın bir ayağının fantezide bir ayağının gerçeklikte tutulması önemlidir. Aksi takdirde kaybolabilir, yönümüzü şaşırabilir ya da daha da kötüleşebiliriz. Çok fazla gerçekliğe ve somuta saplandığımızda ise geniş bir şekilde düşünemez, kısıtlanır ve hislerimize erişemez bir hâle geliriz. İşte bu noktada psikoterapinin çerçevesi (gün, saat, ücret, temasa dair kurallar gibi) bize dinamik bir denge içinde hareket etmemizi kolaylaştıran koşulları oluşturur.
Psikoterapi sadece gerileme yeri değildir aynı zamanda gerilediğimiz derinliklerden yüzeye geri dönmenin bir yolunu da sağlar. İyi işleyen bir psikoterapi çalışmasında hasta gerçeklik ve fantezi arasında dalgalanabilir. Zamanla hasta çerçeveyi içselleştirir ve bu dalgalanma, ileri-geri dolaşma daha rahat gerçekleşebilir. Fakat tabi ki bu konuda hastalar arasında büyük farklılıklar söz konusudur.
Lewis’in kitabındaki bu dört kardeş psikoterapiye gelen farklı aktörleri temsil edebilir. Örneğin evlerinde kaldıkları yaşlı profesör terapötik bir duruş sergiler, mantıklıdır fakat öte yandan birinin deli sanılmadan diğer dünyaları deneyimleyebileceği olasılığını kabul eder. En küçük kardeş Lucy, geri dönme zamanının geldiğini ve dönüş yolunu bulmak için gardrop kapısını açık tutması gerektiğini bilerek Narnia’ya girebilir. Edmund ise ne yaptığından tamamen habersiz biçimde, gardrobun kapağını dikkatsizce kapatarak, cadının baştan çıkarıcı ve tehlikeli tekliflerine kanar ve geri dönüş yolunu zar zor bulur. Diğer iki büyük çocuk olan Susan ve Peter da profesöre gerçeklikle ve Lucy’nin tutunduğu bu şeye dair ciddi sorularla yaklaşırlar.
Psikoterapi de tıpkı bu dört çocuk gibi kişilerin fantezi dünyasına girmelerine, hissetmelerine ve hayal etmelerine izin veren bir ortam sağlar. Kişiler farklı kapasitelerle gelirler. Bazıları için çerçeve, bir giriş ve çıkış ritüelini mümkün kılan bir geçit gibidir. Çerçevenin bileşenlerini gardrop kapıları, lamba direkleri ve kürk mantolara benzetebiliriz. Bunlar günlük hayatın gerçeklerinden terapötik bir alana geçişe ve tekrar dönüşe rehberlik eden sabitlerdir. Gerçeğe açılan kapı aralık kalırsa, kişi bir fantezi içindedir; kısa bir süreliğine kapı kapanırsa rüyadadır; uzun süre kapanırsa psikozdadır. Tersine kapı kapalıysa insan kendisini bu sıkıcı yavan gündelik hayatın içerisine gömülü bulabilir. Bu noktada sanki Lucy çerçeveyi içselleştirebilmiş gibidir. Edmund için ise dürtülerine müsamaha göstermek için en azından başlangıçta çerçeveyi onun için sürdürecek birine ihtiyaç vardır, gerçeklikle irtibatı ilk başta oldukça sallantıdadır. Susan ve Peter’a gelince, başlangıçta gerçekliğin uzlaşımlarına bağlıdırlar fakat sonunda gevşerler.
Elbette farklı hastalar, farklı öznel geçiş deneyimlerini terapiye getireceklerdir. Lewis Carrol’ın Alice’in Harikalar Diyarı’na girişiyle ilgili betimlemelerini düşünelim. Alice Harikalar Diyarı’na dengesini kaybederek, delikten düşerek girer. Lewis’in karakterleri için ise geçiş daha az sarsıcıdır, kısa sürede başka bir şeye dönüşen yumuşaklığın içinden dimdik yürürler. Hastalar başlangıçları ve bitişleri farklı düzeyde kolaylık ve rahatsızlıkla yaşayacaklardır.
Kaynakça:
Kaner, A., & Prelinger, E. (2005). The craft of psychodynamic psychotherapy. Jason Aronson.
Lewis, C.S. (2007). Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap, Çev. Müfit Balabanlılar. Remzi Kitabevi.
