
Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
Bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
değil dışarıdan.
Birhan Keskin – XXXI, Y’ol
Hepimiz hayat yolculuğumuzda en derin yakınlığı ve aynı zamanda en büyük kırılganlığı partnerimizle kurduğumuz ilişkide deneyimleriz. Bir çift ilişkisi, sadece iki insanın hikâyesi değil; iki iç dünyanın sürekli karşılaştığı ve sürekli etkileşimde olduğu dinamik bir sahnedir. Bu sahnede içimizde taşıdığımız duygular, fanteziler ve geçmiş deneyimler, partnerimizin gerçekliğiyle buluşur ve ortaya “ilişki” denen “üçüncü alan” çıkar. Psikanalitik çift terapisi, yüzeydeki çatışmaların ötesine bakarak işte bu üçüncü alana odaklanır: Terapiye gelen kişi, aslında çiftin ilişkisidir.
Peki, iki kişi bir araya geldiğinde tam olarak ne olur?
Partner Seçiminin Bilinçdışı Katmanı
Çoğu zaman bizi bir araya getiren nedenlerin sadece bilinçli tercihlerimizden ibaret olduğunu düşünürüz. Oysa bir çifti bir arada tutan ve bazen de ayıran, çok güçlü bilinçdışı süreçler vardır. Bu, çift ilişkisine psikanalitik bakış açısının temelini oluşturur.
Her insan, kendisinin bilinçli olarak farkında olmadığı yönlerini (kayıp, bastırılmış, acı verici ya da inkâr edilmiş parçalarını) ötekinde tanır. Bu duruma bilinçdışı partner seçimi adını verdiğimiz bir süreçle ulaşılır. Tıpkı bir heykeltıraşın en iyi eserini yaratmak için malzemesini seçmesi gibi, biz de eksik, dışlanmış veya kabul edilmemiş benlik parçalarımızı taşıyabileceğine inandığımız partneri seçeriz.
Örneğin; partnerimizin kontrollü olması bizi rahatlattığı gibi zaman zaman boğuyor da olabilir. Çünkü o kontrol, bizim kendi içimizde taşıdığımız ama yönetmekte zorlandığımız bir parçaya dokunur.
Bu karşılıklı etkileşime, psikanalitik düşüncede yansıtmalı özdeşleşme denir. Partnerler, birbirlerinin bilinçdışı yansıtmalarını karşılıklı kabul ederek, aralarındaki bilinçdışı bağlılığı oluştururlar. Yani ben taşıyamadığım duyguları ötekine aktarırım; o da o duygularıyla bir şekilde tepki verir. Bu karşılıklı kabul, aynı zamanda çiftin gelişim ve/veya savunma amaçlı bir bilinçdışı sözleşme yaptığı anlamına gelir.
Bir bakıma, ilişkinin kendisi, ortak bir bilinçdışı fantezi veya ortak bir senaryo olarak işler. Bu senaryo, geçmişteki çözülmemiş içsel çatışmaları ve kaygıları çalışma ve dönüştürme fırsatı sunan bir zemin hazırlar.
Duyguları Taşıyan Bir Kap
Yakınlık ve özerklik arzusu, her ilişkide birbiriyle sürekli bir gerilim halindedir. Bir yandan partnerimizle çok yakın olmak isteriz; diğer yandan bağımsız olma ihtiyacımız da vardır. Çiftin ruhsal gelişimi tam da bu gerilimin yönetilebilmesine bağlıdır.
Psikanaliz burada “kap” metaforunu önerir. İlişki, partnerlerin duygularını içinde tutabilen bir kap olmalıdır. Partnerlerden biri yoğun kaygı yaşadığında diğerinin onu sakinleştirebilmesi, kırıcı bir söz söylendiğinde bunun hemen kişisel bir yıkım gibi algılanmaması, zor duyguların paylaşılabildiği bir alanın olması bu “kap” işlevinin örnekleridir. Bu kapasite, bir annenin bebeğinin duygusal olarak katlanılmaz deneyimlerini (ham düşünce parçalarını) alıp, kendi zihninde işleyerek (metabolize ederek) ve daha sonra düşünülebilir bir formda geri vermesine benzer. Çift, bu mekanizma sayesinde birbirinin kaygılarını, içsel çatışmalarını ve duygusal zorluklarını taşıma ve dönüştürme yeteneği kazanır.
Bu kapsama işlevi zayıfladığında veya başarısız olduğunda, duygular taşar, çatışmalar büyür, küçük meseleler büyük kırgınlıklara dönüşür. Çift bu aşamada yardıma ihtiyaç duyar. Psikanalitik çift terapisinin en temel amacı, ilişkinin bu kap işlevini yeniden onarmak ve geliştirmektir. Veyahut da çiftin ayrılığı durumunda ilişki kapsayıcısının kaybının yasını tutmak ya da en azından böyle bir kapsayıcı olabileceği umudundan vazgeçmektir.
Üçüncü Bir Gözle Çatışmayı Düşünme Sanatı
Tüm sağlıklı ilişkilerin kaçınılmaz bir parçası olan çatışma ve acı, ruhsal gelişimin doğal ve gerekli bir yönüdür. Fakat çiftler çoğu zaman çatışmanın içindeyken düşünemez hâle gelir. O an partner, “eski bir acının taşıyıcısı” gibi görünür.
Psikanalitik çift terapisinin merkezindeki önemli bir araç, “zihinde çift olma hâli” (couple state of mind) denen terapist duruşudur. Bu, terapistin eşzamanlı olarak hem bireyleri ayrı ayrı görme hem de çiftin yarattığı ilişkiyi (aradaki bağı) dinamik bir bütün olarak düşünebilme kapasitesini ifade eder.
Bu düşünme kapasitesi (terapist tarafından sunulan bu üçüncü konum), çifte “yansıtıcı bir alan” sunar. Bu alanda, partnerler kendi ihtiyaçları, ötekinin ihtiyaçları ve ilişkinin ihtiyaçları hakkında derinlemesine düşünebilirler.
Bu yansıtıcı alan, partnerlerin birbirleri ve ilişkileri hakkında sahip oldukları bilinçdışı inançların sorgulanması için hayati önem taşır. Bu bilinçdışı inançlar, genellikle değişmez gerçekler olarak kabul edilir ve ilişkinin gelişimini kısıtlar. Terapist, çifte bu inançların tek gerçek olmadığını göstermek için alan yaratır. Böylece partnerler birbirlerini yeniden görebilmeye başlarlar. Bu süreci başlatan ve destekleyen en önemli zihinsel eylem meraktır. Merak, bilinçdışı bir inancın katılaşmış kesinliğinin çözülmesinin ve yaratıcılığın ortaya çıkmasının anahtarıdır. Merak, aynı zamanda kişinin “bilmediği bir durumda kalma” kapasitesini modelleyerek, gelişim için gerekli olan düşünmeyi mümkün kılar.
Bir çift ilişkisinin ruhsal bir kap işlevi görmesi, iki kişinin birbirinin duygusal yükünü taşıyan bir gemiye benzetilebilir. Gemi, fırtınalı denizlerde (çatışmalar ve kaygılar) sallanırken, kaptanlardan biri diğerin destek olabilir. Eğer geminin kendisi (ilişki), bu yükü taşıyacak kadar sağlam değilse veya kaptanlar (partnerler) birbirinin yükünü dönüştüremiyorsa gemi batar. Psikanalitik çift terapisi ise, geminin gövdesindeki çatlakları onararak onlara eşlik eden ve her iki kaptana da denizi birlikte okuma sanatını (üçüncü bir konum) öğreten bir kılavuzdur.
Aktarımın Işığında Geçmişten Bugüne Köprüler
Çift terapisinde, partnerler sadece birbirleriyle değil, aynı zamanda terapistle de geçmiş ilişkilerinden getirdikleri duyguları, fantezileri ve aktarımları (transference) yeniden yaşarlar. Bu aktarım, tüm insan etkileşimlerinde kendiliğinden ortaya çıkan bir olgudur.
Terapistin duyduğu öfke, sabırsızlık, korunma içgüdüsü veya yakınlık hissi bile çiftin bilinçdışı süreçlerinin parçası olabilir. Terapist, bu aktarım ve buna karşı gelişen karşı aktarım (countertransference) dinamiklerini, yani kendisine yansıtılan duyguları ve düşünceleri, ilişkinin bilinçdışı anlamını anlamak için merkezî bir rehber olarak kullanır. Terapistin bu dinamiklere dikkat etmesi ve onları analiz etmesi, bilinçdışı süreçlere erişmek için kritik bir anahtardır.
Bu çalışmanın amacı, partnerleri suçlamak değil; geçmişle bugün arasında bir köprü kurmak ve bu köprüde sıkışmış duyguları dönüştürmektir.
Savunma Sistemlerini Esnekleştirme
İlişkide tekrarlanan tartışmaların çoğu, farkında olmadan kullandığımız katı savunma mekanizmalarından kaynaklanır. Bu savunmaların amacı, paylaşılan korku ve dayanılmaz kaygılara karşı koruma sağlamaktır. Terapötik görev, başta çocuklukta inşa edilen ve artık işlevsiz hâle gelmiş bu katı savunma sistemlerini esnekleştirmektir.
Psikanalitik çift terapisi, savunmaları yok etmez; onların katılığını inceltir. Sıkışmış bir kapının menteşesine değen hafif bir dokunuş gibi, savunmalar da artık yalnızca kapanmak için değil, gerektiğinde zarifçe aralanmak için hareket kazanır.
Yaratıcı Çift Olma Potansiyeli
Terapi süreci, “yaratıcı çift” (creative couple) olma potansiyelini gerçekleştirmeye yöneliktir. Yaratıcı bir ilişki, ayrılığı ve farklılığı barındırma kapasitesine sahiptir. Bu kapasite, bireyselleşme ve yakınlık arasındaki temel gerilimi yönetme yeteneğine dayanır.
Yaratıcı çift kavramı, farklı düşünce ve duyguların bir araya gelmesine ve bunlardan yeni bir şeyin, yani “üçüncü bir unsurun” doğmasına olanak tanıyan ruhsal bir gelişimi ifade eder. Böylece ilişki, her iki birey için de besleyici, düşündürücü ve kapsayıcı bir alan hâline dönüşür.
Bu yaratıcılık, partnerlerin kendi içsel dünyalarındaki nesnelerle daha huzurlu ve bütünleşmiş bir ilişki kurmalarını sağlar. Bu içsel nesnelerin onarılması veya bütünleşmesi, dışsal gerçek ilişkilerini olumlu yönde etkiler ve değiştirir.
Sonuç: Birlikte Var Olma Cesareti
Psikanalitik çift terapisi, iki kişinin “birlikte var olma cesaretini” araştırdığı bir yolculuktur. Bu yolculuk, kişinin kendisini ve partnerini, bilinçdışının en derin katmanlarında keşfetme, geçmişin gölgelerini bugünden ayırma, sevgi ve nefreti aynı kişiye karşı hissetmenin kaçınılmazlığını yönetme olasılığını barındırır.
Nihayetinde, çift terapisi, geçmişteki çözülmemiş içsel çatışmaları ve kaygıları ele alma ve üzerinde çalışma (working through) fırsatı sunar. Bu süreç, çiftin olgunlaşma ve bütünleşme yolunda ilerlemesini sağlar.
Kaynakça:
- Nathans, Shelley ve Schaefer, Milton (Ed.). (2017). Couples on the Couch: Psychoanalytic Couple Psychotherapy and the Tavistock Model. Routledge (Relational Perspectives Book Series).
- Ruszczynski, Stanley (Ed.). (1993). Psychotherapy with Couples: Theory and Practice at the Tavistock Institute of Marital Studies. Karnac Books.
- Scharff, David E. ve Scharff, Jill Savege (Ed.). (2014). Psychoanalytic Couple Therapy: Foundations of Theory and Practice. Karnac Books/Routledge (The Library of Couple and Family Psychoanalysis).
- Smadja, Éric. (2016). The Couple: A pluridisciplinary story. Routledge.
- Smadja, Éric. (2025). Couple Work, Work with Couples. Routledge (The International Psychoanalytical Association Current Challenges in Psychoanalysis Series).
