Psikanalitik Aile Terapisi

Eğreti bir aileydi bizimki, evet, aile değil yamalı bohça, hiçbir şeyin konuşulmadığı ama herkesin gözü önünde sessiz dramların yaşandığı bir aile, araya kimse girmeden.

Alexandre Seurat – Sakar (sf.17)

Bireysel ruhsal yaşamın karmaşıklığını anlamanın yanı sıra, bizi çevreleyen ve şekillendiren bağlamları incelemek de hayati önem taşır. Psikanalitik Aile Terapisi, psikanalizin bireyin ötesine, yani çiftlerin ve bir grup olarak ailelerin oluşturduğu özgül ruhsal gerçeklik alanına uzanan özel bir uygulaması ve uyarlamasıdır. Bu yazıda, ailenin ve ilişkilerin bilinçdışı boyutlarını, bireyin ruhsal sağlığı üzerindeki etkilerini ve terapinin dönüşümsel potansiyelini inceleyeceğiz.

I. Ruhsallığın Üç Temel Sütunu

Psikanaliz, bilinçdışı ruhsal gerçekliğin var olduğu varsayımına dayanır; bu, rüyalar, fanteziler ve semptomlar gibi bilinçdışı oluşumlar, süreçler ve durumlarla tanımlanır. Ruhsallık, temelde üç ana sütun üzerine kuruludur: çocuksu cinsellik, konuşma ve öznelerarası bağlar. Yenidoğanın uzun süreli bağımlılık dönemi, bu üç sütunun kesişim noktasıdır ve çocuğun cinselliğini, bağ kurmasını ve dil edinimini belirler.

Aile ve çiftler, bireysel psikanalizin ötesinde, bu üç sütunun birbiriyle örüldüğü karmaşık bir ruhsal alan sunar. Geleneksel olarak psikanalistlerin ilgilendiği “tekil” özne, daima başkalarının var olduğu, sosyal bir psikolojinin parçası olan bir öznedir. Ancak Psikanalitik Aile Terapisi, bu özneler arası bağların bilinçdışı ruhsal gerçekliğini doğrudan araştırmamızı sağlar.

II. Bağ: Bireyi Aşan Bir Gerçeklik

Aile terapilerinde odaklandığımız temel kavram, bağdır . Bağ, iki veya daha fazla öznenin karşılaşmasıyla inşa edilen bilinçdışı ruhsal gerçekliktir. Bu, yatırımların, temsillerin ve eylemlerin daha çok veya daha az istikrarlı bir hareketidir ve özneleri, arzularının bir kısmını gerçekleştirmek için bir araya getirir.

Aile, bireysel kimliğin bir matrisini oluşturan içselleştirilmiş bir bağ sistemidir. Tekil bireyin ruhsal alanının ötesinde, ailenin ve grubun kendine özgü bir ruhsal aygıtı ve bilinçdışı gerçekliği vardır. Bir bireyin ruhsal yaşamı, doğumdan itibaren kendisini kuran özneler arası bağlar ağı içinde şekillenir. Psikanaliz, bu bağların varlığını kabul ettiğinde, bilinçdışı öznenin de kaçınılmaz olarak bağ öznesi olduğunu kabul etmek zorundadır.

Bağın Gerektirdiği Ruhsal Çalışma

Bir bağ içinde yer almak, bireyden belirli bir ruhsal çalışma talep eder. Bu talepler, dürtünün biyolojik gerçeklikle ilişkisinden kaynaklanan çalışmaya benzerdir, ancak burada ötekiyle karşılaşmanın getirdiği bir zorunluluk söz konusudur.

  1. Narsisistik Sözleşme: Özne, bağa narsisistik ve nesne libidosuyla yatırım yapmak zorundadır ki, karşılığında bağa ait bir özne olarak tanınmak için gerekli yatırımları alabilsin.
  2. Feragat ve İçe Atma: Bağın sürdürülmesi için, öznenin bazı kişisel özdeşleşmelerini ve ideallerini ortak idealler lehine terk etmesi veya bastırması gerekebilir. Bu, uygarlık ve sembolleştirme için gerekli olan, dürtüsel amaçların doğrudan tatmininden karşılıklı feragat etme sözleşmesidir.
  3. Bilinçdışı İttifaklar: Bağın kurulması ve sürdürülmesi için, öznelerin bilinçdışı ittifaklar kurması gerekir. Bu ittifaklar, bastırma, inkâr veya reddetme gibi savunma mekanizmalarının karşılıklı olarak uygulanmasına dayanır.

III. Bilinçdışı İttifaklar ve Ailenin Gizli Mekanizmaları

Bilinçdışı ittifaklar, bir bağı güçlendirmek ve sürdürmek için iki veya daha fazla özne tarafından kurulan öznelerarası ruhsal oluşumlardır. Bu ittifaklar, bağın ruhsal gerçekliğinin temelini oluşturur ve aynı zamanda öznelerin bilinçdışının bir kısmını üretir.

Yapılandırıcı ve Savunmacı İttifaklar

  • Yapılandırıcı İttifaklar: Ruhsal yapının temellerini atar. Buna Narsisistik Sözleşme (bireyin grubun sürekliliğini sağlama misyonunu üstlenmesi ve karşılığında narsisistik yatırım alması), Kardeşler Arası Pakt ve Karşılıklı Feragat Sözleşmesi dahildir.
  • Savunmacı İttifaklar (Negatif Pakt): Bu, bir bağın organize edilmesi ve sürdürülmesi için karşılıklı olarak uygulanan bilinçdışı bir anlaşmadır. Bağın bedeli, bu ittifakın bilinçdışı kalmasıdır. Bu pakt, birlikte bastırılmış veya birlikte inkâr edilmiş temsillerden beslenir; bu durum, bağ içinde “sessizlik bölgeleri” yaratır.

Birey Ötesi Savunmalar ve Semptom Taşıyıcılığı

Ağır patolojilerin (psikoz, sınır durumlar) olduğu ailelerde, bireysel savunmaların yetersiz kaldığı durumlarda birey ötesi savunmalar devreye girer. Bu savunmalar, kolektif bir üründür ve aile üyeleri tarafından felaket anksiyeteleri (yok oluş, suçluluk) ile başa çıkmak için kullanılır.

Bu durumda, aile üyeleri, işlenmemiş duygularını ve kaygılarını dışarıya, bir başka aile üyesine (genellikle çocuğa) yansıtır. Çocuk, bu çatışmaların sözcüsü (speech-bearer) veya semptom taşıyıcısı (symptom-bearer) hâline gelebilir. Semptom taşıyıcılığı, sadece bireyin kendi geçmişine ait değil, aynı zamanda bağın ekonomisi içinde bir işlevi yerine getiren ortak bir ruhsal zorunluluktur.

IV. Aile Mitleri ve Sırlar

Psikanalitik aile terapisi, ailenin bilinçdışı ruhsal yaşamına ait olan mitler ve sırlar gibi oluşumları anlamayı hedefler.

Aile Mitleri: Bir Gerçeklik Kodu

Aile mitleri, bütün aile üyeleri tarafından paylaşılan, üyeler ve karşılıklı ilişkileri hakkındaki bütünleşmiş inançlar bütünüdür. Mitler, bir yandan ailenin fantezi yaşamını düzenlerken, diğer yandan gerçekliğin nasıl okunması gerektiğini öğreten bir kod işlevi görür. Aile miti, bir olayın veya travmatik deneyimin üstesinden gelme çabasıdır ve işlenmekte olan bir çaba olarak görülebilir; ancak tam bir işleme başarısız olduğunda bir engel hâline gelir.

Mitler, yapılandırıcı bir işlev görebilir, ancak aynı zamanda yabancılaştırıcı hâle de gelebilirler; bu durumda mit, her üyenin kendi kişisel yolunu bulmasını engelleyen zorba bir yasa rolü oynar. Terapide, mitin anlatılması ve yeniden inşası, bireyin kendi kişisel anlamlarını mitin zorlamasından ayırmasına yardımcı olur.

Aile Sırları: Gizli Tutulan Travmalar

Aile sırları, önceki nesillerin sembolize edilememiş ruhsal travmaları sonucu ortaya çıkar. Bu travmalar kelimeler, duygular veya zihinsel temsiller aracılığıyla paylaşılamadığı için, sonraki nesillere izler (tutumlar, jestler, açıklanamayan duygular) hâlinde aktarılır. Aile sırları, libidinal ve antilibidinal olarak ikiye ayrılabilir.

  • Üretken Sırlar (Libidinal): Cinsellik veya kökenler gibi konularla ilgilidir; bunlar psikolojik gelişimi destekleyebilir ve ruhsal yakınlığı koruyan bir mahremiyet alanı oluşturur.
  • Zehirleyici Sırlar (Antilibidinal): Genellikle ensest, utanç verici ölümler veya köken reddi gibi konuları içerir. Bunlar inkâr ve bölmeye dayanır, düşünceyi engeller ve bireysel alanı yok eden simbiyotik ilişkileri teşvik eder.

Zehirleyici sırlar, bireyin ve ailenin kendi içindeki düşünce yeteneğini felç eder. Terapide sırrın içeriğinden çok, sırrın varlığını ve işlevini ele almak önemlidir. Terapinin amacı, bu inkâr edilmiş veya bastırılmış materyalin işlenmesini sağlamak ve ailenin köken dokusunu yeniden inşa etmektir.

V. Klinik Çalışma ve Dönüşüm

Psikanalitik aile terapisi, bireysel tedavinin sınırlarını aşarak, öznelerarası bağların bilinçdışı deneyimini mümkün kılmayı amaçlar.

Terapi Ortamı ve Aktarım

Aile terapisinde, terapist ve aile üyeleri arasındaki karşılaşma, aktarımın karmaşık ve çok katmanlı bir alanda ortaya çıkmasına neden olur. Aktarım, sadece bireyin terapiste yönelttiği duygular değil, aynı zamanda ailenin geçmişindeki nesne bağlantılarının ve bilinçdışı ittifaklarının terapi odasında yeniden sahnelenmesidir.

Terapist, ailenin “biz” kimliğinin ve erken dönem bağlarının izlerini taşıyan karmaşık bir karşı aktarımla karşılaşır. Terapist, bir yandan bir güvenilir dış öteki rolünü üstlenirken, diğer yandan ailenin “birbirine dolanmış” savunma mekanizmalarını deneyimler; bu durum, terapistin klinik düşünme kapasitesini tehdit edebilir.

Dönüşümün Zorunluluğu

Ruhsal dönüşüm süreci, bireyin kendi amaçlarına hizmet etme zorunluluğu ile grubun (ailenin) bir öznesi olma zorunluluğu arasındaki gerilime dayanır. İyileşme ve özneleşme (subjectivation) süreci, bireyin, kendisini edilgen bir şekilde baskı altında tutan yabancılaştırıcı bilinçdışı ittifaklardan kurtulmasını gerektirir.

Aile, travmatik deneyimi dönüştürme aygıtı olarak işlev gördüğünde, birey nihayetinde kendisinin “bağ öznesi” olduğunu kabul eder ve ait olduğu bağlam içinde bir “Ben” olarak var olabilir.

Sonuç: Bir Köprü Kurmak

Psikanalitik aile terapisi, Freud’un bireysel psikanalizle başlattığı bilinçdışı keşfini, özneler arası bağların özgül ve karmaşık ruhsal gerçekliğine taşır. Aile terapisi, sadece bireysel ruhsal acıları dindirmekle kalmaz, aynı zamanda bilinçdışının oluşum koşullarını ve öznenin nasıl kaçınılmaz bir “bağ öznesi” haline geldiğini anlamamız için yeni bir epistemolojik kapı açar.

Ruhsal acıların çoğu, bireysel ruhsal alanı çevreleyen öznelerarası bağların, ittifakların ve ortak ruhsal alanlarıniçinde oluşur. Aile terapisi, bu bağları ele alarak, bireysel terapinin yalnızca tekillikte ele alabileceği etkilerini, kökenleri ve düğümleri ile birlikte çözme fırsatı sunar. Bu zorlu ama zengin uygulama alanı, psikanalizin çağdaş dünyanın getirdiği zorluklara karşı yaratıcı ve dönüştürücü gücünü korumasını sağlar.

Kaynakça:

  • Nicolò, A. M., Benghozi, P., & Lucarelli, D. (Eds.). (2014). Families in Transformation: A Psychoanalytic Approach. London: Karnac Books Ltd.
  • Kaës, R. (2007). Linking, Alliances, and Shared Space: Groups and the Psychoanalyst. London: Routledge. (Bu eser ilk olarak 2007 yılında The International Psychoanalytical Association tarafından yayımlanmıştır ve 2018’de Routledge tarafından basılmıştır.)

Yorum bırakın